Gülse Birsel
Kendini seven kadının internetteki adresi : Kadın Portal'dasınız!
İclal Aydın
Hani nisan mayıs aylarında Merkür bir gitti bir geldi ya... (Belki hâlâ gidip geliyordur, takip edemediğim için bilmiyorum...) Hani tüm elektronik aletleri ve iletişim araçlarını bozduğu varsayımları oldu ya... İşte benim de çıkışı o döneme denk gelen “Kâğıt Kesikleri” isimli son kitabımın ilk 30 binlik baskısında “Mrs. Dalloway” isimli bölüm bir sayfa eksik basılmıştı. Birçok okurdan gelen uyarı ve istek üzerine bugün o eksiği hoşgörünüze sığınarak bu köşede paylaşmak istiyorum. İşte kitapta eksik olan sayfa ve devamı:
Mrs. Dalloway
Michael Cunningham’ın aynı adlı, bol ödüllü yapıtından sinemaya da uyarlanan “Saatler”, kadını ve acıyı yazıda, edebiyatta buluşturur. Daha doğrusu, bu ezeli buluşmayı anıp anımsatır. İngiliz yazar Virginia Woolf, New York’lu editör Clarissa Vaughan ve Kaliforniyalı ev kadını Laura Brown’un üç ayrı dönemdeki hayatları yazının, acının ve intiharın çemberinde birbirlerine bağlanır. Çoğu eleştirmence Virginia Woolf’un en iyi romanı sayılan “Mrs. Dalloway” insan hayatındaki tek bir günü alır odağa. Hayatın yüzüne tek bir günde bakılır. Hayat o tek gün olup çıkar. “Saatler” ise bir yandan Virginia Woolf’un bu muhteşem romanına göndermelerde bulunurken, bir yandan da yazarın kendi hayatını ve acısını diğer kadınların hikâyeleriyle birleştirip kesiştirir.
Tek bir pastada kendini bütün ağırlığıyla duyuran derin mutsuzluklar, tek bir çiçeğe ya da partiye bağlanan umutların insanı ölüme götürüşü; Toplumca kıstırılmış kadın hayatında soluksuz kalmak; Kendini, kendine biçilmiş o hayata ait hissedememek; Hayatın acısının kadın olmanın acısında düğümlenişi; Bu acıya katlanmaktansa ölümü seçmek; Ya da başkaldırarak çekip gitmek ve ölümü ertelemek;
Ve bütün bunların o tek günde olup bitişi; Ve yazıda ışıyışı; Bir edebiyat eserinin farklı dönemlerdeki farklı kadınların hayatlarına tesir edip yön verişi;
Bütün bu gerçekler türevleriyle katlanıp çoğaldıkça, okur ya da seyircinin hissettiklerinden biri de şu olur: Acıyı görüp anlamak için şu üçüne bakmak yeterlidir: Tek bir güne, kadına ya da edebiyata.
“Sevgilim,
Yeniden delirmeye başladığımdan kesinlikle eminim. O korkunç dönemlerden birini daha atlatmayı başaramayacağımızı hissediyorum. Ve bu kez kendimi toparlayamayacağımı biliyorum.(...)”
Virginia Woolf 28 Mart 1941’de, ceplerine ağır taşlar koyup kendisini Ouse nehrine bırakışından birkaç saat önce yazar bu mektubu. Kitaplarının iç kapaklarına konan kısa özgeçmişinde 2. Dünya Savaşı’nın acılarına katlanamayarak intihar ettiği belirtilir. Aslında intihar planları daha önce ailecek yapılmıştır. Almanların eline geçmektense kendilerini garaja kapatıp yüksek dozda morfinle topluca öldürmeyi tasarlamışlardır.
Virginia Woolf’un depresyon nöbetleri de genetiktir. Ama çocukken üvey abisinin cinsel tacizlerine maruz kalmaktan kardeşlerinin ölümüne; cinselliği reddettiği evliliğinden kadınlara âşık oluşuna kadar başka pek çok acı da nöbetlerini körükleyip çoğaltır. Sonunda hepsi tek bir acıya ya da edebiyata dönüşür. Sanki asıl hayat payesini hayata değil de edebiyata verir. Düşlerindeki hayat yazma eyleminin ve yazının ta kendisi gibidir.
Biraz da bu yüzden, edebiyatın erkeklerin tekelinde oluşu ve o tekelin bozulması gerektiği konusu kaçınılmaz olarak onun da konusuydu. Feminizmin kült kitaplarından biri haline gelen “Kendine Ait Bir Oda” kadın olmayı, yazmayı ve edebiyatı bu açıdan da sorgular.
Virginia Woolf elbette tek başına dünyanın dev yazarları arasına girmiştir ama özel yaşamları ailecek ilgilendirmiştir dünyayı. Görüp görülmüş en ilginç ailelerden biridir Woolf’lar. Ailenin etkileri ve dedikodusu günümüzde hâlâ sürer. Evliyken bir başka kadın yazara, Vita Sackville’e âşık oluşu; kocası Leonard’ın bu ilişkinin önünü kesmeyişi ve beş yıl boyunca bu ilişkinin gerçeğiyle yaşamaları ya da Virginia Woolf’un kız kardeşiyle ilişkisindeki şiirli acı ve aşk ilk akla gelenler. (...)
Düşünceleriniz:
500 karakter kullanabilirsiniz
Yorum yazmak için yukarıdaki forma yazı hakkındaki düşüncelerinizi yazarak "Kaydet" butonuna tıklayınız. (Yorumlarınız editörlerimiz tarafından incelenip onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.)
Bu yazı hakkında henüz yorum eklenmemiş.